Resim

Eşref Armağan: Karanlık Dünyamı Resimlerimle Aydınlatıyorum

  • #


Yazı: Fatma Yavuz

Eşref Armağan, çok özel bir ressam. Doğuştan görme engelli. Ancak bu onun resim yapmasına, doğayı, binaları, insanları çizmesine engel değil. O, gören gözün çizdiği her şeyi parmak uçlarıyla hissederek resmediyor. Geliştirdiği ‘yorgan ipi’ tekniği ile insanı hayrete düşüren çok sayıda esere imza atan Armağan’ın ünü de ülke sınırlarını aşmış durumda. Öyle ki, Harvard ve Toronto üniversitelerinin “Görmeyen biri nasıl resim yapar?“ araştırmasına konu olmuş, Discovery, BBC gibi medya kuruluşları onun hakkında belgesel çekmiş, New Scientist gibi bilim dergilerinde durumuyla ilgili makaleler yayınlanmış. “Ben yaşadığım dünyayı tanımak için resim yapmaya başladım ve bu uğurda 55 yılı geride bıraktım. Bütün çizdiklerimle görüyor gibi haz duyuyorum. Yaptıklarımla görmezliğimi ortadan kaldırdım.” diyen Armağan’dan zorluklarla geçen yaşamın ardından gelen başarı hikâyesini dinledik.

Şair Cemal Süreya’nın “Aslan Heykelleri” şiirinde bahsettiği İtalyan ressam ve heykeltıraş Modigliani’nin eserlerinde göz değil, siyah bir boşluk vardır. Özellikle göz bebekleri belirsiz, uzun yüzlü ve hüzünlü kadın portreleri onun en ayırt edici özelliğidir. 19. yüzyılda yaşamış Modigliani’nin bir o kadar trajik olan hikâyesi kendi isminin verildiği filmde tüm ayrıntılarıyla anlatılır. Ressam, hayatının aşkı Jeanne ile ilk karşılaştığında onun portresini yapmak istediğini söyler. Çalışmasını tamamladıktan sonra Jeanne’ye fikrini sorar. Jeanne tabloya bakar ve “Gözlerim nerede?” diye sorar. Ressamın cevabı şu şekildedir: “Çok uzaklarda onları göremedim. Gerçek seni gördüğümde gözlerini yapacağım.” Modigliani’nin burada verdiği cevap tam anlamıyla sanatsal bir reflekstir. Çünkü o, birinin gözlerini çizebilmek için kişinin ruhunu bilmek gerektiğine inanır.

Eşref Armağan da İtalyan sanatçı Modigliani gibi sanatı çok derinlerde hisseden bir ressam. Bir şeyi resmedebilmesi için önce şeklini, dokusunu inceliyor, kokusunu duyuyor. Kendini en çok mutlu edenin ise doğa resimleri olduğunu vurguluyor. Armağan’ı diğer ressamlardan ayıran en büyük özelliği ise kendi deyişiyle ‘anadan doğma görmez’ olarak dünyaya gelmesi. “Ben böyle doğdum, böyle yaşayacağım ve böyle öleceğim. Bu yüzden de yaşadığım dünyayı tanıyabilmek adına çok sorular sordum ve algıladıklarımı çizdim. Neden dünyayı sadece ses, dokunma ve koku duyusu ile algılayayım ki.” diyen ressam Armağan ile yorgan ipi tekniğiyle renkli kişiliğini yansıttığı tablolarını konuştuk.

“Yaşadığım Dünyayı Tanımak İstedim”

Eşref Armağan, 1953 yılında İstanbul’da belirttiğimiz gibi görme engelli olarak dünyaya gelir. Doğuştan bir gözü hiç oluşmamış, diğeri ise işlevini yerine getiremez haldedir. Henüz 4-5 yaşlarında iken etrafındaki insanların her hareketinde ‘dikkat et’ telkinlerinde bulunması, onun “Neden hep beni uyarıyorlar?..” diye düşünmesine sebebiyet verir. O yaşlarda durumunu algılayamadığı için herkesin dünyasının karanlık olduğunu zanneden Armağan, hayatı ona öğreten babasının bir gün kendisini karşısına alıp, görememezliğini anlattığını ifade ederek, “Durumumun düzelme imkânı olmadığı için hayıflanmanın da bir faydası yoktu. Hayatımı bu şekilde sürdürebilmem için yaşadığım dünyayı tanımalıydım.” diye konuşuyor. Etrafındaki her şeyi parmaklarıyla dokunarak çivilerle mukavvalara kazımaya başlayan ressam, 6 yaşından itibaren de kalem ve kâğıt kullanarak çizim yapmaya başlar.


Çocukluk yılları esnaf olan babasının dükkânında geçen, burada hem babasına yardım edip, hem hayatı öğrendiğini söyleyen ressamın ilk çalışması 12 yaşında yaptığı kuru boya kelebek tablosudur. Hayatının hiçbir döneminde resim üzerine eğitim alma fırsatı yakalayamayan sanatçı, okuma-yazmayı ise ara ara gittiği ilköğretimde öğrenir. “Okul, görme engelliler okulu değildi ancak arkadaşlarım ve öğretmenlerim sayesinde kabartma harflerle okuma yazmayı öğrendim.” diyen Armağan, 18 yaşına geldiğinde ise ilk yağlı boya tablosunu yapar.

Etrafındaki canlı-cansız tüm varlıkları dokunarak, koklayarak, hissederek, tadarak ve duyarak tanımaya çalışan ressam, bunu gören insanların anlayamayacağı bir durum olarak değerlendiriyor. Çalışmalarında soyutun aksine elle tutulur, gözle görülür somut gerçekliklere yer veren ve bugüne kadar hiçbirini gerçek anlamda görmeden resmeden sanatçı, kendini şöyle ifade ediyor: “Görme yetisi olmayan birinin diğer duyu organları daha gelişmiş olabiliyor. Mesela görmez biri ses duyar ve o sesi bir daha duyduğunda anında tanır. Bir koku duyar ve unutmaz. Dokunarak anlar her şeyi. Tabanının neye bastığını anlar. Bazen de önemli olan cismi iki elinin arasına sığdırmasıdır. Bununla birlikte kavranan nesnenin adı, duruşu, rengi, başka hangi renklerde olabileceği, üzerindeki detaylar, ne işe yaradığı gibi sorular sorması gerekir. Sormalı ki, hafızaya alabilmeli. Ben 12 yaşına kadar sorularımla etrafımdaki insanları bıktırdım.“

”Resimde Gölge-Işık Uygulamaları

Armağan için resim yapmak zamanla bir tutkuya dönüşür, üretimlerinde daha da profesyonelleşmek ister. Ancak resmin görsel bir sanat olması kaynaklı birtakım sıkıntılar da yaşamaz değil. Çünkü ışığın, gölgenin, perspektifin, renklerin ne olduğuna dair fikri olmayan birine bunların tarifi de zordur. Ressam, çizdiği bir elma üzerinden resimde ışık ve gölge oyunlarını deneyimlediğini şöyle anlatıyor: “Her şeyi öğrendiğimi düşündüğüm bir dönemde elma çizmeye karar verdim. Yuvarlağı nasıl çizmem gerektiğini biliyorum, elmanın kırmızı ve yeşil renklerde olduğu da ezberimde. Yaptım ama görenler elmanın yuvarlak görünmediğini söyledi. Oysa ben yuvarlak çizdiğimi düşünüyordum. Meğer o özellik için gölge-ışık detayı gerekiyormuş. Işık, benim için yeni bir kavram. Hangi renktir diyorum, beyaz diyorlar. Işığın geldiği yöne göre kırmızının açık ve koyu hallerini kullanmam gerektiğini anladım. Oldu mu, hayır. Bu defa da yön problemi yaşadım. Işığın geldiği yöne göre elmadaki renk tonları da değişiyormuş. Bir de aydınlık olan yerle karanlığa geçişi düz bir çizgi halinde yapmam, çalışmanın yuvarlak görünmesine engel oluyormuş. Onun da püf noktası ay şeklinde çizmekmiş. Deneme-yanılma yöntemiyle sorunu hallettim.”

Ressam mevzunun bununla da bitmediğini söylerken, bu defa da ortaya gölge kavramının çıktığından söz ediyor. “Gölge ne dedim, bir cismin orada olduğunu belirten işarettir dediler. Hiçbir şey anlamadım. Gölgeyi, ışık nereden geliyorsa onun tersine yapmalıymışım. Ama o da değişken. Işık aşağı geldikçe gölge uzuyor, yukarı gittikçe kısalıyor, bir mum ile projektörün verdiği ışık da farklı oranlarda. Onun da miktarlarını öğrendim.” diyen ressam, babasından cisim ile gölgenin de aynı renk olmayacağına dair bilgiler aldığını ifade ediyor.

Armağan, “Kırmızı elmanın gölgesinin ne renk olduğunu sorsam herkes bir durur düşünür. Babama sordum, o da ilk anda cevap veremedi. Sonradan öğrendim ki gölgenin bulunduğu taban, rengi de belirliyormuş. Yani elma bir masa örtüsü üzerinde ise ve o örtü ne renk ise çizilenin gölgesi onun hafif koyuluğunda oluyormuş.” şeklinde konuşuyor.

Perspektif, Renk ve Kompozisyon

Armağan aslında bu işe ressam olayım diye kalkışmadığını söylüyor. Sadece dokunduğu şeyleri şekil olarak beyninde algılamaya çalıştığını belirten ressam, dünyayı ses, dokunma ve koku ile algılamanın dışına çıkmak istediğini dile getiriyor. Çizimlerini ışık-gölge konusunda geliştiren sanatkâr, bir şey var ki onun için yardım aldığının altını çiziyor: resimde perspektif. “Perspektifi görmez birine istediğin kadar anlat, algılaması çok zordur. Dolayısıyla da çalışmalarımda çok fazla hata olduğunu söyleyenler oldu.” diyen Armağan bu sebeple Marmara Üniversitesi’nde görev yapan resim öğretmeni Dinçer Erimez’e gider. Sanatçı, Erimez’in yaklaşık 1 saatlik eğitimine katılmasının ardından perspektif çizimlerinin mantığını anlar.

Yine resimde boya konusunda oldukça zorlandığını anlatan sanatçı, beyninde renk kavramının olmadığına da değiniyor. “Sadece neyin, ne renk olduğu ezberimde.” diyen Armağan, kendi durumunda olan birinin yapacağı pek fazla seçenek olmadığını şöyle belirtiyor: “Ya boyalar belli bir sıraya göre dizilecek, ya üzerlerine Braille yazı yapıştırılacak yahut delikli bir kutuya yerleştirilecek.” Kendisinin sıralama yöntemini kullanarak siyah, beyaz, sarı, kahverengi, kırmızı, mavi, yeşil şeklinde renkleri dizdiğini dile getiren ressam, boyamaları da fırça kullanmadan parmaklarıyla yapıyor. Sanatçı mükemmel bir şekilde tasvir ettiği çalışmalarındaki kompozisyonları da bazen etraftan duyduğu olaylardan etkilenerek bazen de kendi hayal dünyasından oluşturuyor.


Doğa, Manzara, Natürmort, Portre…

Armağan’ın hem anlattıklarına istinaden hem de yaptıklarına bakarak, dokunarak gördüğünü söylemek mümkün. “Peki, duyularla algılanabilen, belli bir ağırlığı ve şekli olan avuç arasına aldığı nesneleri hayal dünyasında canlandıran sanatçı, doğayı-manzarayı nasıl kavrıyor?” diye düşünmeden de edemiyor, buna yönelik bir soru yöneltiyoruz kendisine. Bakır dövme kabartmalar veya rölyef çalışmalar yanıtını aldığımız ressam, “Çalışmalarımda dokunma gücünü kullanıyorum. Çünkü mühim olan parmaklarımın çizgileri algılaması. Çizgiler ya içine oyuk olacak ya da yukarı kabartma olacak. Uzun süre manzaraların kabartmalarını sağ tarafıma koyarak çalıştım.” şeklinde devam ediyor. Ressama kendi tarzını nasıl yorumladığını sorduğumuz da ise, “Ben kendime ressamın diyemiyorum ki! Çünkü herhangi bir eğitimim yok. Ben sadece algıladığım dünyayı şekliyle, boyutuyla, perspektifiyle, dokusuyla, gölgesiyle, ışığıyla çizmeye çalışıyorum. Zaten görerek çizseydim, yaptıklarımın kıymeti olur muydu bilmem. Picasso’nun eserine bakan biri çok farklı yorumlar ortaya koyabiliyor ama benimkiler öyle değil.” cevabını vererek mütevazı kişiliğini de ortaya koyuyor.

Ve portreler... Ressam yaptıklarıyla ‘anadan doğma görmez’ birinin temas ile kişinin yüzünü nasıl kafasında canlandırabileceğinin en iyi örneklerini sunuyor. Eserleri arasında Süleyman Demirel, Bill Clinton gibi ünlü simaların yanı sıra başka porteler de bulunuyor. Bunun için de kişinin kabartma fotoğraflarından yararlandığını söyleyen Armağan, yine de yaptığı tüm çalışmalarda görenlerin yorumlarını dikkate alıyor.

Sanatkârın tekniğine gelince. Önceden mukavva üzerine çivi ile çalışan ressam, tuvale geçtikten sonra özel bir karışımdan elde edilen bir macun kullanıyor. Bu macuna yorgan ipini bulayan Armağan, istediği sınırları yorgan ipiyle çiziyor. Sanatçı, sınırların içine astar attıktan sonra da parmaklarıyla boyamaya geçiyor.

Eröncel ile Tanışma Hayatının Dönüm Noktasıdır

Hayatında pek çok iniş-çıkış yaşayan ressam Armağan, en zor yıllarını 1993'te babasını kaybettikten sonra yaşamış. Annesi daha önceki yıllarda vefat eden sanatçı, “Bu süreçte yapayalnız kaldım ama resmi hiç bırakmadım.” diyor. En büyük yardımcısının babası olduğunu söyleyen ressam, kendisini “Öyle güzel bir işle uğraşıyorsun ki sakın bıkma, devam et. Herkese çok güzel mesajlar veriyorsun.” diyerek motive ettiğini anlatıyor.

Babasının ardından maddi-manevi sıkıntılı günler yaşayan ressamın bir dernek aracılığıyla Çek Cumhuriyeti’nde düzenlenen görme engellilerle ilgili bir festivale davet edilmesi ise hayatında yeni bir sayfa açılmasını sağlar. Bu sırada dernek için gönüllü organizasyonlarda yer alan hem uzun yıllar menajeri hem de yakın dostu olacak Joan Eröncel ile tanışan sanatçı, “Joan beni ortaya çıkaran ve dünyaya tanıtan isimdir.” diyor. Sohbetimizde de bize eşlik eden, kendini bir maceraperest ve İstanbul tutkunu olarak tanıtan Eröncel, “25 yıl önce Eşref Bey’in çalışmalarını ilk gördüğümde çok şaşırmıştım. Bu memlekette böyle bir dahi var ancak kimsenin haberi yok. O, resimde renkleri kullanışıyla, tekniğiyle ve gerçekliğiyle herkese ilham veren bir insan.” diyerek sanatçı ile ilgili düşüncelerini paylaşıyor.

Beyin Fonksiyonları Araştırıldı

Yazımızın başında sanatçının ününün ülke sınırlarını aşarak hakkında birtakım bilimsel araştırmalar yapıldığından söz ettik. Bunlardan bahsetmesini istediğimiz ressam, 2004 yılında Washington’da engelli sanatkârların katıldığı olimpiyatlar için New York’ta bulunan bir dernekle iletişime geçtiğinde bilim insanlarının kendisinden haberdar olduğunu söylüyor. “Bu dernek Harvard Üniversitesi’ndeki profesörlere görme engelli bir ressamın varlığından bahsetmiş, bizi davet ettiler ve gittik.” diyen sanatçı, burada çeşitli testlere tabi tutularak bir dizi beyin ve göz taramasından geçer. 4 gün boyunca toplam 8 saat elleri dışarıda kalacak şekilde manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) cihazına girer. Bilim insanları tarafından eline küçük boyutlarda 20’den fazla obje verilerek 18 saniye boyunca incelemesi ve yine 18 saniyede çizmesi istenir. Armağan’ın nesneleri algılarken beyninin hangi bölgesinde hareketlenme olduğuna kafa yoran bilim insanları, araştırmadan 2 sene sonra bir makale yayınlar. Yazılanlara göre; Armağan’ın beynindeki görsel korteks, çizim yaparken normal bir insanınki kadar iyi çalışmaktadır. Bu da görmeyen insanların görsel hafızaya sahip olabileceğinin kanıtıdır. Sanatçı bu olayla ilgili şunları söylüyor: “Tıbbi açıdan gören insanlar herhangi bir şeye baktıkları anda beynin görsel alanında bir hareketlenme ve ışık belirirmiş. Benim ise elimde bir şey yokken ortalık zindan, hayal gücü yok. Beyin de yapısı itibariyle elastiki. Hangi bölgeyi fazla çalıştırırsan o alan genişler ve öğrenme daha fazla gerçekleşir. Elime bir şey aldığım zaman ya da onu çizmeye başladığım anda görenlerin beyninde kullandığı yer ışıklanıyor, hayal gücüm çalışıyor fakat görüntülerle değil, çizgilerle. Oradakilerin deyişiyle benim parmak uçlarım göz vazifesi görüyormuş.” Ressam, 1997 yılında da “Görmeyenler nasıl çizer?” konusuyla ilgilenen Toronto Üniversitesi’nden Prof. Dr. John Kennedy’nin dikkatini çeker. Ressam hakkında birçok makale yazan Kennedy, “Sanatta, Bilimde ve Eğitimde Eşref’in Önemi” adlı bir yazıda kendisinden, “Dünyada örneği olmayan istisnai bir yetenek. O, bize üç boyutlu dünyanın görme engelliler tarafından da resmedilebileceğini gösterdi. Bizlere takip etmemiz için yeni bir yol çizdi. Onun karanlığı hayranlık verici.” şeklinde bahseder.


1413 yılında ünlü mimar Filippo Brunelleschi’nin üç kaçışlı perspektifle inşa ettiği Floransa Vaftizhanesi’nin çizimi için Prof. Kennedy ile birlikte İtalya’ya giden Armağan, 2 saat kadar yapının duvarlarını ve maketini inceler. 8 köşeden oluşan silindir şeklindeki binayı tüm profesyonelliğini kullanarak gelişmiş dokunma duyusuyla resmin gölge, perspektif kavramlarına uygun şekilde kâğıda aktaran sanatçının bu çalışması Discovery Channel tarafından kayıt altına alınır. Böylece sanatçı, ‘üç kaçışlı perspektifi çizen görme engelli tek ressam’ olarak tarihe geçer.

İngiliz bilim dergisi New Scientist’in “Görmeden görmek” başlığıyla yayınlanan üç sayfalık yazıda sanatçının resim kabiliyeti ile beyninin nasıl çalıştığının yanıtı aranır. “The Colors of Darkness” isimli ödüllü belgesele konu olan Armağan’dan ayrıca “The Real Superhumans” belgeselinde ayrıntılı bir biçimde bahsedilir.

“Resimle Görmezliğim Kalmadı”

Siyah camlı gözlüğü, Teksas şapkası ve hoş sohbeti ile dergimizin bu sayısına konuk ettiğimiz Ressam Eşref Armağan’ın engellilere, engelli yakınlarına ve tüm engelli adaylarına söyleyecekleri de bulunuyor. Engelli birinin engelinin önce ailede başladığını, kendine güven konusunun, ilk halledilmesi gereken iş olduğunu belirten sanatçı, “Anne-baba sıkça ‘Sen yapamazsın’, ‘Senin yerine biz yaparız’ düşüncesi ile hareket ederse, birey kendini geliştiremez ve böyle birinden de başarı beklemek büyük haksızlık olur.” diyor.

Kendisinin görmediğini kabul ettiği anda insanlara karşı mesaj kaygısı taşıdığını ifade eden sanatçı, yaptıklarının engellilerimize güç, beş duyusu sağlam ancak hiçbir şey yapmayan insanlara örnek olmasını istiyor. Resim sayesinde görmezliğini ortadan kaldırdığına bir kez daha vurgu yapan sanatçı, duygu bakımından gören bir insandan çok daha fazlası gördüğünü çünkü kalpten hissettiğini de ekliyor. Tıpkı Modigliani gibi.

2005 yılından bu yana Ankara’da yaşamını sürdüren Eşref Armağan’ın hem hayatına hem de sanat yaşamına değindiğimiz yazımızda sona doğru gelirken bizler de, dünyada milyonlarca görmez insanın içinde güneşin doğuşunu-batışını, denizi, gökyüzünü, kuşları, balıkları, kendini parmak uçlarının yardımıyla gönül gözünden görmenin sırrına eren başarılı ressam Eşref Armağan’ın azminin hepimize örnek olmasını temenni ediyoruz. Ayrıca sohbetimiz esnasında çizip, hediye ettiği karakalem çalışması için de kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Not: Ressam Modigliani ölmeden sadece birkaç gün önce Jeanne’nin gözlerinin de olduğu tablosunu yapmıştır.

İSMEK El Sanatları Dergisi 25 İNDİR

Bu yazı 803 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK